logo
Sağlık   28.478

Tansiyon: Sinsi Katil

Paylaş:

TANSİYON NEDİR?

Bedenimizde milyarlarca hücre vardır. Bu hücreler mükemmel bir işbölümüyle çalışırlar. Ama çalışabilmeleri için yakıta ve oksijene gereksinimleri vardır. Bu yakıtı, hücrede oksijenle yakıp, çalışabilmeleri için gerekli enerjiyi sağlarlar. Sonra bu yanmadan arta kalan artıkların ve açığa çıkan karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması gerekir. İşte hücrenin gereksindiği yakıt ve oksijenin hücreye taşınması, oluşan artık ve karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması işini kan üstlenir. Kanla hücre arasında az önce söylediğimiz alışverişin yapılabilmesi için, tüm hücrelerin kanla temas etmesi gerekir. Bu yüzden, nasıl ki, bir ağaçta dallar ince ince tüm yapraklara kadar ulaşıyorlarsa, kan damarları da benzer biçimde damarlarla tüm hücrelere kadar uzanırlar. Yalnız kanın hücrelere kadar bir kere gitmesi yetmez. Sürekli taze oksijenin hücrelere taşınması, artıkların da sürekli uzaklaştırılması gerekir. Bunun için de kanın sürekli hareket etmesi gerekir. Bu işi, doğumdan ölüme kadar hiç durup dinlenmeden kalp üstlenir.

Kalp, akciğerden gelen temizlenmiş, bol oksijenli kanı hücrelere kadar, atardamarlarla pompalar. Kirlenmiş kan ise toplardamarlarla yeniden kalbe taşınır. Yani kalp her atımda, önce kanı pompalar, sonra da kanın yeniden kalbe dolması için istirahate geçer. Bu sürekli, durmadan tekrarlanır. Öyle ki, kalp her dakikada 70- 80 kere pompalar bekler; pompalar bekler.

Tansiyon dediğimiz şey, kanın damar duvarını zorlamasıdır...

Kalp kanı pompaladığında, atardamarların duvarı daha fazla gerilir; bekleme sırasında ise bu gerginlik daha azdır. Yani iki farklı tansiyon vardır. İlki pompalama sırasında, daha fazla olanı ki buna büyük ya da sistolik tansiyon denir; ikincisi, kalbin istirahati sırasında, daha düşük olanı, buna da küçük ya da diastolik tansiyon denir.

Kanın damar duvarına ne kadar basınç yaptığı, bir civa sütununu ne kadar yükseltebildiğiyle ölçülür. Diyelim ki 120 mm yükseltebiliyorsa 120 mmHg ya da 12 cm Hg olarak söylenir. (Hg, civanın kimya dilindeki kısaltımıdır)

Kan basıncı çeşitli aletlerle ölçülür. En bilinenleri civa sütunlu olanlardır. Ama yay sistemli ölçümler de geliştirilmiştir. Son yıllarda, elektronik ölçme tekniğinin kullandığı araçlar, basit kullanımları nedeniyle, çokça satılır olmuştur.

TANSİYONUN ÖNEMİ NEDİR?

Tansiyonu, kanın damar duvarını zorlaması diye tarif etmiştik. Tansiyon ne kadar yüksekse, damar duvarı o kadar çok zorlanır. Yani o kadar çok bozulur. Öyle bir kaç ayda değil ama uzun yıllar bu zorlanma devam ederse, damar duvarı sertleşmeye başlar. Damar duvarı sertleştikçe tansiyon daha da yükselir. Tansiyon daha da yükselince, damar duvarı da daha çok bozulur. Bu böylece, giderek daha kötüye doğru devam eder. Damar duvarının bu bozulup sertleşmesine, damar sertliği ya da aterosklerozis denmektedir.

Damar duvarı sertleşip bozulunca ne olur?
En başta hücrelerin iyi çalışıp işlerini yapabilmeleri için kanın gerekli yakıt ve oksijeni; sonra açığa çıkan karbondioksit ve artıkları damarlarda taşıdığını söylemiştik. Damarlar bozulunca bu taşıma işlemi bozulur, böylelikle hücreler de görevlerini yapamaz hale gelir ve hatta ölürler. Tıpkı, su ve borular olduğu halde, boruların içlerinin tıkanıp, suyun artık akamaması gibi.

Vücudun her yerinde damar olduğu için vücudumuzun her yeri etkilenir. Ama bazı yerler, daha da çok etkilenir. En başta kalbi besleyen damarlar (yani koroner damarlar) etkilenir. Kalbi besleyen damarlar birden tıkanırsa, kalp krizi dediğimiz durum ortaya çıkar. Kalp krizi o kadar ağır bir hastalıktır ki, kriz geçirenlerin dörtte biri hastaneye bile yetişemeden ölür. Dörtte bir kadarı da hastanede, doktorların müdahelesine rağmen hayatlarını kaybederler.

Kalpten sonra en çok etkilenen ikinci organ beyindir. Beyindeki damarların tıkanması ya da bazen yırtılıp kanamaları yüzünden felç oluşur.

Üçüncü sırada alt üyelere yani uyluk, bacak ve ayağa giden damarların tıkanması vardır. Onlar tıkanınca kangren denilen ve tıkanan yerde çürümeye neden olan, o yüzden de kesip çıkarılmalarını gerektiren hastalık gelişir.

Damar sertliğinin çokça etkilediği ve bizim için önemi fazla olan iki organ daha vardır. Bunlar göz ve böbrektir. İlki körlüğe, ikincisi idrarın atılamamasına kadar gidebilen kötü sonuçlar doğurabilir.

Yukarıda sıraladığımız tüm bu hastalıklar, günümüzde insanların ölüm nedenlerinin yarısını oluşturmaktadır. Yani, günümüzde, her iki kişiden biri, damar sertliği ne bağlı hastalıklar yüzünden ölmektedir. Bu yüzden, son zamanlarda tıp, damar sertliğine bağlı hastalıklar konusunda seferber olmuştur. Bu hastalıkların nasıl önlenebilecekleri ve bu hastalıkların nasıl daha iyi tedavi edilebilecekleri son zamanların en önemli çalışma konusudur.

Tansiyon, zarar vermek için bazen yıllarca damarların bozulmasını beklemeyebilmektedir. Damarda önceden var olan bir baloncuk (anevrizma), tansiyon yükselince patlayıp, anî ölüme neden olabilmektedir. Ya da, kalp pompası bir başka nedenle bozulmuşsa, yükselen tansiyon, kalp yetmezliğini ölüme götürebilecek kadar kötüleştirebilmektedir. Ama tansiyonun zararı, başta da söylediğimiz gibi, daha çok damarları bozması yoluyladır. Tansiyon, damarı, yıllar içinde yavaş yavaş ama kararlı bir şekilde bozar. Sonunda, yukarda saydığımız kötü sonuçlara ve ölüme kadar götürür ki en önemli şey de tüm bunları yaparken farkına varılamayabilir. Bu yüzden tansiyona sinsi katil denmektedir. Tansiyonu olanların çoğunun hiç bir şikâyeti yoktur. Farkına bile varmazlar...

TANSİYONUN NORMAL DEĞERLERİ NEDİR?

Nasıl herkesin boyu farklı farklıysa, tansiyonu da farklıdır. Nasıl, kısa birine ya da uzun birine anormal demek kolay değilse, normal tansiyonu tarif etmek de zordur. Üstelik yaşa ve kiloya göre de çok büyük değişiklikler gösterir. Yaş ve kilo arttıkça, genelde tansiyon daha yüksektir. Bu durumda, tıpkı boyda olduğu gibi, belli bir yaştakilerin ortalama tansiyonunun ne olduğuna bakılabilir. Ama son yıllarda, daha çok, tansiyonu kaç olanların, ne kadar sağlıklı olduğuna bakılmaya başlandı. Yani damar sertliği olanların tansiyonlarıyla, sağlam olanların tansiyonları karşılaştırılmaya başlandı.

Sonuçta, tansiyon ne kadar artarsa, tansiyona bağlı hastalıkların ve ölümlerin o kadar arttığı görüldü. Önceleri büyük tansiyonu 165, küçük tansiyonu 95 mmHg 'dan daha yüksek olanların tedavisinin gerektiği düşünülüyordu. Ama şimdi, bu sınırlar daha aşağı indirildi; 140 ve 90 olarak. Yani büyük tansiyonu 140 ve/veya küçük tansiyonu 90' ın üstündekilerin yüksek tansiyonu olduğu kabul ediliyor ve bunlara HİPERTANSİYON HASTASI deniyor. Ama bazı tıp merkezleri ve bazı doktorlar, bu sınırların daha da aşağı çekilmesini istiyorlar.

Şeker hastalığı ve böbrek hastalığı gibi damar sertliği için riskli hastalıkları olanlarda, bu sınırlar şimdiden aşağı çekildi. Bu tür riskli hastalıkları olanlarda tansiyonun 130/85' in altına inmesi isteniyor.
Önlemeyi önemseyenler, bununla da yetinmiyorlar. Haklı olarak, tansiyon ne kadar düşükse, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların daha az görülmesi gerçeğine bakıp, tansiyonu normal sınırda gözükenlerin bile, tansiyonlarının daha da düşürülebilmesini tartışıyorlar.

DAHA İYİ TANSİYON İÇİN, DAHA ÇOK HAREKET

Hareket etmek, hem kiloyu azaltmamıza katkı sağlar, hem de doğrudan doğruya, tansiyonun düşmesine ve yükselmemesine yardım eder. Bu amaçla, günlük yaşantımızda daha çok hareketli olmalıyız. Örneğin, asansör yerine merdiveni kullanmak, uzak olmayan yerlere araba yerine yürüyerek gitmek, evde televizyon karşısında oturmak yerine parkta gezinmek gibi.

Düzenli spor veya egzersiz yapmalıyız. Her sporun tansiyona yararı aynı değildir. Hatta bazıları zarar da verebilir. Mesela tansiyonu olanların ağırlık kaldırmadan kaçınmaları gerekir. Herkesin en kolay ve çok fazla zorlanmadan yapabileceği şey, tempolu yürümektir. Üstelik bu doktor kontrolü bile olmadan yapılabilir. Aksi halde, sağlık sorunları olanların doktor kontrolünden sonra spor yapmaları ve vücutlarını alıştırarak, kısa süreli ve hafif egzersizlerden uzun süreli ve yoğuna geçmeleri tavsiye edilir.

TANSİYON İÇİN TUZU AZALT!!!

Tansiyon konusunda en çok konuşulan mineral sodyum yani sofra tuzunun esasıdır. Hem tansiyonu yüksek birinde tansiyonun düşmesi, hem de tansiyonu normal birinin daha düşük değerlere sahip olması ya da tansiyonunun yükselmemesi için tuzun kısıtlanması gerektiği eskiden beri bilinmektedir. Buna rağmen insanlar, günlük ihtiyaçlarının çok çok üstünde tuz tüketmektedirler. Buna biraz da, eskiden yalnızca yüksek tansiyonluların az tuz yemeleri gerektiği ama normal tansiyonluların dikkat etmelerine gerek olmadığı inancı katkıda bulunmaktadır. Ama artık, bunun herkes için gerekliliği kabul edilmeye başlandı.

Günde 2.4 g' dan daha az sodyum, yani 6 gr' dan daha az sofra tuzu tüketilmesine izin verilmektedir. Bu da yaklaşık bir çay kaşığı kadar tuz demektir. Ama kalp yetmezliği varsa, bu yarı yarıya azaltılır. Tuzu azaltmak için, tabii ki, en başta yapmamız gereken şey, evde yaptığınız yemeklerin daha az tuzla yapılması ve sofrada yemeklere tuz eklemekten kaçınılmasıdır.

TANSİYON İÇİN ALKOLLÜ İÇKİLERİ AZALT!!!

Az miktarda alkol almanın etkisi konusunda, tıp dünyasında farklı görüşler vardır. Kimileri diğer her şey aynı olduğunda, az alkol almanın, daha az kalp hastalığına yol açtığını söyler. Bu, genelde kabul edilen bir düşüncedir. Tansiyonda da benzer düşünceler varsa da kalpte olduğu kadar taraftar bulmamaktadır. Ama ortak kanı, bu görüşler doğru bile olsa, başka zararları nedeniyle, içmeyen birine, daha az kalp hastası olacağı düşüncesiyle, alkol almasını teşvik etmenin doğru olmadığıdır. Buna karşılık hem tansiyon, hem de kalp için, kadınlarda 1- 2, erkeklerde 2- 3 kadehin üstündeki alkolün, zararlı olduğu ve miktar arttıkça bu zararın da giderek arttığı, herkes tarafından kabul edilmektedir.



TANSİYONUMUZU DENGEDE TUTMAK İÇİN BAŞKA NELER YAPMALIYIZ?

Tansiyona iyi geken mineraller potasyum, kalsiyum ve magnezyumdur. Bu sebeple bu minerallerin bolca bulunduğu besinlerin tüketilmesinde fayda vardır.

Potasyum için; bol bol sebze ve meyve tüketilmelidir. 100 gr' daki potasyum açısından, kahve, kuru baklagiller, fındık, marul, maydanoz, ıspanak, patates, enginar, muz, havuç başta gelen besinler olarak sayılabilir.

Kalsiyum için tavsiye edilen miktar günde 800- 1200 mg, magnezyum için 280- 350 mg' dır. Bu minerallerin en fazla bulunduğu ürünler süt ve süten yapılmış ürünlerdir. Ayrıca kalsiyum için pekmez, susam, fındık, fıstık, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve kurutulmuş meyveler; magnezyum için ıspanak, kuru baklagil, ekmek, badem, fıstık tüketmek tansiyona iyi gelecektir.

Bunların yanında kilonuzu dengede tutmanız da tansiyon açısından önemlidir. Gerçekten de, kilo ne kadar fazlaysa, tansiyon da o kadar artmaktadır. Doktorlara göre kiloda her yüzde 10' luk artış, tansiyonu 7 mmHg artırmaktadır.

Normal kilolu erkek ve kadınlarla, şişman erkek ve kadınlardaki yüksek tansiyonlular karşılaştırılmış ve şişmanlarda daha çok tansiyon hastası olduğu görülmüştür. Bu yüzden kilo aldırıcı yiyecek ve içeceklerden uzak durmak tansiyonunuz için çok önemlidir.

HİPERTANSİYON (YÜKSEK TANSİYON) NEDİR?

Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.

Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg' dır. Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken yüksektir. Normal şartlarda, sürekli olarak kan basıncı 120/80 mmHg üzerinde olan kişiler hipertansiyon hastalığı adayı kabul edilmektedir. Kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir.

Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arasında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı (kan basıncının sfingomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi) ortalaması alınarak belirlenmelidir.

Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar, göz ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.

HİPERTANSİYONUN YAYGINLIĞI NEDİR?

Sanayileşmiş ülkelerdeki yetişkin nüfusun %10- 20 kadarının hipertansiyon hastası olduğu hesaplanmaktadır. Sınırda hipertansiyon vakaları da katılırsa bu oran kuşkusuz daha yüksek olacaktır. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve ırkı hipertansiyon sıklığı konusunda belirleyici faktörlerdir. Hipertansiyon özellikle siyah ırkta ve kadınlarda daha çok görülmektedir.

Yaşının hipertansiyona olan katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormalliklerdir. Bu durum özellikle de kanı kalpten damarlara taşıyan damarlardaki esneklik kaybı ile açıklanabilir. Ancak yaşla hipertansiyon arasındaki bu bağlantıya bazı ilkel toplumlarda hiç rastlanmamaktadır. Bu durumda etkili faktörün uygarlaşma ve bununla bağlantılı yaşam biçimi olduğu söylenebilir. (Tuz kullanımı, aşırı beslenme, hareketsiz yaşam, stres, vB.)



HİPERTANSİYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Halk arasında tansiyon da denilen Hipertansiyonun belirtlerini anlamak güçtür. Hipertansiyon çoğu kimsede hiçbir belirti vermeden sinsice yıllarca devam edebilir. Hatta hiç belirti vermeyen ama çok yüksek ve risk taşıyan hipertansiyon vakalarına kliniklerde sıkça rastlanmaktadır. Ancak vakaların küçük bir kısmında ilk zamanlarda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

- Baş ağrısı (Belli belirsiz, tekdüze)
- Baş dönmesi nöbetleri
- Zaman zaman burun kanamaları
Bu belirtiler çoğu zaman hipertansiyon ilerlemiş ve yüksek sınırlara gelmiş olduğunda ortaya çıkmaktadır.

HİPERTANSİYON RİSKLERİ NELERDİR?

Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir.

Ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık sonucu dokuların hava alamaması) riskini önemli ölçüde arttırır.

Buna ek olarak; hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtıyla tıkanmasına) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı hastalık ve ölüm riskini oluşturur.

HİPERTANSİYONUN SINIFLANDIRILMASI

Hipertansiyon, sıklık ve nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır:

- Birincil (primer - esansiyal) hipertansiyon
- İkincil (sekonder) hipertansiyon

Hipertansiyon vakalarının yaklaşık %90' ı, nedeni (etiyoloji) bilinmediğinden primer ya da esansiyel hipertansiyon olarak adlandırılır.

Hipertansiyon vakalarının geriye kalan bölümüne, yani yaklaşık %10' una bu durumun nedeni bilindiğinden sekonder hipertansiyon denir. Böbrek kökenli olan (renal) hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır.

İkincil (sekonder) hipertansiyon:
Bu tipte yüksek kan basıncı, bilinen bir nedenden kaynaklanmaktadır. Neden olan hastalık tedavi edildiğinde hipertansiyon düzelebilir.

Böbrek hastalığı: Renal hipertansiyon olarak adlandırılır. Varolan bir böbrek hastalığı kan basıncının yükselmesine neden olur.

Endokrin hastalıkları: Endokrin sistemi etkileyen hastalıklar kan basıncını da etkiler, çünkü adrenal bezler çeşitli kan basıncını kontrol eden mekanizmaları düzenler.

İlaçlar: Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, oral kontraseptifler (aldosteron sekresyonu ve plazma reninini arttırarak), nazal dekonjestanlar, amfetamin, tiroid hormonları, NSAID, soğuk algınlığı ilaçları, siklosporin, eritropoetin, iştah kesiciler, trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri, alkol (günde 70- 100 mL civarında alkollü içki alınması hipokalemik alkalozla birlikte hipertansiyona neden olur) kan basıncının yükselmesine neden olurlar. Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.

Birincil (esansiyel) hipertansiyon:
Hipertansiyonun bu en yaygın şekli, bilinen nedenlere bağlı değildir. Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgi mevcut değildir. Ayrıca hipertansiyonun başlangıcında rolü olan ailesel faktörlerin sayısı da çoktur. Hipertansiyon, kalp dolaşım sistemini, sinir ve hormon sistemlerini, böbrekleri içeren birden fazla sistemi etkileyen bir bozukluktur ve güçlü genetik faktörleri içerir.

Birincil hipertansiyon ayrıca bazı risk etkenleri ile de ilgidir. Bu etkenler hipertansiyonu daha yaygın ve daha şiddetli yapmaktadır.

- Sıvı ve hacim kontrolünde değişiklikle sonuçlanan böbrek işlev değişikliği,
- Böbreklerden tuz ve su atılmasını düzenleyen sistemde anormallik,
- Kılcal damar duvarlarında artmış sodyum ve tuz miktarı,
- Basınç kontrolü yapan organların yeniden düzenlenmesi,
- Beslenmedeki tuz miktarının yüksek olması,
- Anormal psikolojik uyarı,
- Irk,
- Cinsiyet,
- Yaş,
- Şeker hastalığı,
- Başka aile üyelerinde hipertansiyon,
- Kandaki yağ düzeylerinin yüksek olması (Hiperlipidemi, hiperkolesterolemi),
- Sigara içimi,
- Obesite.

HİPERTANSİYON, YÜKSEK TANSİYON İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

Alıç:
Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Çilek:
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizler. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendirir, dişlerdeki tartarı önler, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını giderir. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içerir. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

Ispanak:
Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta pisişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebzedir. Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkilidir.
Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkilidir. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin yüzde 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkilidir. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılar.

Kavun:
Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi çekirdekleri de tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.

Kereviz:
Kereviz de B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmada da faydalıdır.

Kestane:
Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Meyankökü:
Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür.

Soğan ve sarımsak:
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltır. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı korur. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendirir. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkilidir.
Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendirir ve alerjik reaksiyonları engeller.
Yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.

Zeytin:
Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

HİPOTANSİYON (DÜŞÜK TANSİYON) NEDİR?

Düşük tansiyon ya da Hipotansiyon, düşük kan basıncı yani sistolik kan basıncının 90 mmHg' dan az olmasıdır. Normal kan basıncının alt limitleri bireyden bireye değişmekle birlikte, sistolik 90, diastolik 60 mmHg kabul edilmektedir. Hipotansiyonun nedeni parasempatik sinir faaliyetinin artması ya da başka rahatsızlıklardır ve genelde halsizlik sendromu göstermektedir.

Tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir. Tansiyon düşüklğünde sık görülen şikayetler; başdönmeleri, kulak çınlaması, ve bayılmadır.

DÜŞÜK TANSİYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

- Kalp hastalıkları
- Kanama
- Kansızlık
- Enfeksiyon.
- İlaçlar

TANSİYON DÜŞÜREN İLAÇLAR NELERDİR?

- Tansiyon ilaçları
- Kalp ilaçları
- İdrar söktürücüler
- Psikolojik ilaçlar

HİPOTANSİYONUN BELİRTİLERİ VE SEMPTOMLARI NELERDİR?

Düşük tansiyonu olan bazı kişiler, sağlam kalp ve damar sistemleri, düşük kalp krizi ve inme riskleri ile fiziksel durumlarının zirvesindedirler.
Bu kişiler için, düşük tansiyon kaygı nedeni olmaktan çok, bir kutlama nedenidir. Ancak düşük tansiyon aynı zamanda, özellikle aniden düşerse ya da aşağıdaki gibi belirtiler veya semptomlar ona eşlik ederse, altta yatan bir sorunun işareti olabilir:

- Baş dönmesi veya cansızlık
- Bayılma
- Konsantrasyon eksikliği
- Görüş bulanıklığı
- Bulantı
- Derinin soğuk, nemli ve soluk olması
- Hızlı ve derin olmayan biçimde nefes alma
- Yorgunluk
- Depresyon
- Susama

HİPOTANSİYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

Kalp dolaşım sisteminin ana harekete geçirici unsurudur; her bir atışta kanınızı atardamarlar, damarlar ve kılcal damarlardan oluşan 60.000 mil uzunluğunda bir yolculuğa çıkararak, nihayet her gün yaklaşık olarak 8000 litre kanın dolaşmasını sağlar. Bunu yapmak için, dakikada bir tenis topunu sıkmak için uygulayacağınız kuvvetin aynı ölçüde uygulayarak ortalama 70 defa kasılır.
Kan basıncı her bir kalp atışının çalışma ve dinlenme aşamalarında atardamarlarınızdaki basıncın ölçümüdür.

- Sistolik basınç: Tansiyon ölçümündeki ilk rakam olan bu rakam, kalbinizin atardamarlarınız aracılığı ile vücudunuzun geri kalan kısmına kan pompalarken ürettiği basınç miktarıdır.
- Diyastolik basınç: Tansiyon ölçümündeki ikinci rakam olan bu rakam, kalbiniz atışlar arasında dinlenmede olduğu zaman atardamarlarınızdaki basınç miktarıdır.

Herhangi bir zamanda doğru tansiyon ölçümü elde edebilecek olsanız da, tansiyon sabit olan bir şey değildir. Kısa bir zaman dilimi içerisinde, bazen bir kalp atışından diğerine kadar geçen sürede, vücudunuzun konumuna, nefes alma ritminize, stres düzeyinize, fiziksel durumunuza, aldığınız ilaçlara, ne yediğinize ve içtiğinize, hatta günün saatine bağlı olarak, kayda değer ölçüde değişiklik gösterebilir. Tansiyon genellikle geceleri en düşük düzeydedir ve uyanılınca keskin bir artış gösterir.

NE ZAMAN TIBBİ YARDIM ALINMALIDIR?

Birçok durumda, tansiyonun düşük olması ciddi bir durum değildir. Eğer ölçümleriniz sürekli olarak düşükse, ancak kendinizi iyi hissediyorsanız, doktorunuz sizi muhtemelen rutin muayenelerde gözetim altında tutacaktır. Zaman zaman görülen baş dönmesi veya sersemleme bile görece küçük ölçekli olabilir. Örneğin hafif dehidrasyonun, düşük kan şekerinin veya güneşte ya da sıcak su dolu küvette uzun süre kalmanın sonucu olabilir.

Bu durumlarda, önemli olan tansiyonunuzun ne kadar değil, ne hızda düştüğüdür. Yine de, eğer hipotansiyonun belirtileri veya semptomlarından herhangi birini yaşarsanız doktorunuza görünmeniz önem taşır, çünkü bazen daha ciddi sorunlara işaret edebilir. Semptomlarınızın, ne zaman meydana geldiklerinin ve o esnada ne yapıyor olduğunuzun kaydının tutulması yararlı olabilir.
Dikkat! Sağlık bölümündeki yazılar, sağlığı koruyucu ve geliştirici nitelikte, toplumu bilgilendirmeye yönelik içeriklere yer verecek şekilde hazırlanmaktadır. Tedavi yöntemleri sadece bilgi amaçlı olup teşhis ve tedavi ancak konunun uzmanı hekimlerin hastayı muayenesi neticesinde hekim veya yetkili sağlık personelleri tarafından uygulanır. Kesinlikle doktora danışmadan hiçbir internet sitesindeki bilgiye dayanarak teşhis ve tedaviye başlamayınız.
Bunları Okudunuz mu?
Sportif Aktivitelerin Kalp ve Dolaşım Sistemine Olumlu Etkileri

Sportif Aktivitelerin Kalp ve Dolaşım Sistemine Olumlu Etkileri

Kalp krizi geçirip sağ kurtulanların %85´ini spor yapanların oluşturduğunu biliyor muydunuz? Sportif çalışmaların dolaşım sistemine etkileri ve kalp hakkındaki bazı bilgiler bu yazımızda.

Aşk Acısına İyi Gelen Kilo Verdiren Mucize Bitkiler

Aşk Acısına İyi Gelen Kilo Verdiren Mucize Bitkiler

Aşk acısından zayıflamaya, hangi bitki neye çare oluyor? İşte mucize bitkiler. Dr Ömer Coşkun TRT de açıkladı.

Fazla Kilo ve Obezitenin Sebebi: Hormonlar

Fazla Kilo ve Obezitenin Sebebi: Hormonlar

Nasıl olup da bazı insanlar ömür boyunca diyet yapmadıkları halde hep ince kalırlar da diğerleri her fırsatta daha fazla kilo almaya eğilimlidir.

tansiyon, tansiyon nedir, tansiyon hastası, hipertansiyon, hiper tansiyon nedir, hipertansiyon tedavisi, sekonder, esansiyel, yüksek tansiyon, hipotansiyon, tansiyon düşürme,

Yorum Yazabilirsiniz

(E-postanız Yayınlanmayacaktır.)
Karakter  Kaldı

Yorumlarınız & Sohbet

mahmut     03.03.2016
böyle faydalı ve bir çok insanın faydalanabilecegi acıklıkta bilgiler verdiginiz için allah razı olsun
Ali DEMİREL     12.03.2015
Bırakın verdiğiniz açık,anlaşılır ve yalın anlatımınızı,Türkçemizi yaklaşık-0- hata ile kullanabilen bir ifade görebilme hasretimizi giderdiğinizden dolayı sonsuz teşekkürler.
deniz     28.07.2013
merhaba, ben 5 senedir yüksek tansiyon hastasıyım.5 senedir tansiyonumu düşürmek için tansiyon ilacı kullanıyordum;fakat 1 aydır tansiyonum düşük. bu nedenle tansiyon ilacımı kestim şu anda tansiyonum 10/6 bu normal bir şey mi?
© 2020 - Sporeva.com
Gizlilik İlkemiz Hakkımızda İletişim

Yeniliklerden Haberdar Olabilirsiniz!

Web Tasarım